4 Ocak 2018 Perşembe

Yolcu Diana Gabaldon. (Epsilon Yayınevi) Eleştirisi

Kitabın Adı : Yolcu  Yazar : Diana Gabaldon 
Yayınevi : Epsilon     Çeviren: Yasemin Büte

Tarz olarak bu tip kitapları pek okumuyorum ama yine de bir çeviri eleştirisi yapmadan edemedim. Şimdi aşağıdaki kısacık metinde ne kadar eleştiriye açık nokta bulunduğunu görmenizi istiyorum:

Çeviri Metin: 
O öldü. Fakat burnu acıyordu ve bu şartlar altında, bunun tuhaf olduğunu düşünüyordu. Yaratıcısı’nın anlayışına ve merhametine hatırı sayılır derecede güvenirken, bütün insanların cehennemden korkmasını sağlayan doğal suçluluk dürtüsünü içinde barındırıyordu. Cehennem seslerini duyduğu hissiyle, cehennemin şanssız sakinlerinin işkencesinin sadece burun acısıyla kalacağı ihtimalinin olmadığına emindi.
Diğer taraftan, birkaç şeyi hesaba katarsa burası cennet de olamazdı. Birincisi, orayı hak etmiyordu. İkincisi, burası cennete benzemiyordu. Ve üçüncüsü, lanetlenmiş olanlardan çok kutsanmışların ödülünün kırık bir burun olacağından şüpheliydi.
Araf’ın her zaman gri renkte sıkıntılı bir yer olduğunu düşünürken, etrafındaki her şeyi saklayan belirsiz kırmızımsı ışık artık buna daha uygun görünüyordu.

Yolcu : Diana Gabaldon
Asıl Metin: 
He was dead. However, his nose throbbed painfully, which he thought odd in the circumstances. While he placed considerable trust in the understanding and mercy of his Creator, he harbored that residue of elemental guilt that made all men fear the chance of hell. Still, all he had ever heard of hell made him think it unlikely that the torments reserved for its luckless inhabitants could be restricted to a sore nose.
On the other hand, this couldn’t be heaven, on several counts. For one, he didn’t deserve it. For another, it didn’t look it. And for a third, he doubted that the rewards of the blessed included a broken nose, any more than those of the damned.
While he had always thought of Purgatory as a gray sort of place, the faint reddish light that hid everything around him seemed suitable.

 Eleştiri: 
  • Giriş cümlesi herşeydir gibilerinden klişe bir giriş yapmak istemiyorum ama , "o öldü" diye başladıktan sonra "fakat burnu acıyordu " diye devam etmek insanda bismillah der demez bir  duvara toslamak hissiyatı gelişmesine sebep oluyor.  O öldü yerine ölmüştü, ya da artık bir ölüydü tarzında bir giriş çok daha yumuşak bir giriş yapılmasını sağlayabilirdi. 
  • Yazar throb  kelimesini kullanmış olmasına rağmen, çevirmen burada bir zonklama veya buna benzer bir ifadeyi uygun görmemiş. Bence iyi etmemiş. Ağrımak ile zonklamak aynı şeyler değildir aslına bakılırsa öyle değil mi?
  • "Cehennem seslerini duyduğu hissiyle" çevirisine hiç katılmıyorum. Burada "Cehennem hakkında tüm duydukları" şeklinde bir çeviri doğru olurdu ama ne yazık ki tamamen farklı bir yaklaşım meydana gelmiş. Hem anlamsal hem de estetik olarak hiç düzgün bir karşılık bulunamamış.
  • "Bir kaç şeyi hesaba katarsak" ifadesi de son derece yetersiz görünüyor. "Pek çok bakımdan, yönden bakıldığında " ve benzeri bir kullanım şık olabilirdi. 
  • "Ve üçüncüsü, lanetlenmiş olanlardan çok kutsanmışların ödülünün kırık bir burun olacağından şüpheliydi." bu cümlede anlatılmak istenen ile anlatılan arasında net bir ayrım oluşmamış.Yazar orjinal metinde kırık bir burunun cennet ehlinden daha ziyade cehennem ehline layık  olabilecek bir ödül olduğundan bahsederken çevirmenimiz "daha çok " ile " şüpheliydi " kelimelerini yan yana kullanarak hem biçimsel olarak arızalı bir terichte bulunmuş hem de anlamı kırık bir burunun cennet ehline layık bir ödülmüş gibi sunmuş okuyanlara. Halbuki anlatılmak istenen, kırık bir burnun cennet ehlinden ziyade cehennem ehline layık olduğudur demiştik.Cehennem ile ilgili olarak son cümlede "sıkıntılı " kelimesini neye dayanarak oraya sokuşturmuş çevirmen anlayamadım.  Gri zaten yazmışken bir de sıkıntılı demenin mantığını çözemedim.Kırmızımsı yerine "kızılımsı " çok daha estetik olmaz mıydı?  While burada eş zamanlılık anlamında kıllanılmamış , karşıtlık belirtiyor. "Her ne kadar cehennemi gri türden  bir yer olarak hayal etmiş olsa da" demeliydi.   "Buna daha uygun görünüyordu " yerine "buna"  ve "daha" kelimelerini  atarak yani asıl metne sadık kalarak "  ....kızılımsı ışığın yerinde olduğunu düşündü " diyebilirdi. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder