30 Kasım 2016 Çarşamba

Kum Kitabı (İletişim Yayınları ) Çevirisi Hakkında

Kum Kitabı (İletişim Yayınları )    Yazar: Jorge  Luis  Borges

Çeviren: Yıldız Ersoy Canbolat

Kum Kitabı 

Ünlü bir yazarın eserini çevirmek kolay olmasa gerek. Bu kitaptan bir kaç sayfa okuyarak tespit ettiğim hataları vermeden önce çevirinin  fena olmadığını  belirtmeliyim. Bence verilen paraya kısmen  değer.  Hatalara gelince:


1- " Bir de çatıdan sarkan gümüş bir leğen."


Asıl Metin: También hay una palangana de plata, que pendía del arzón.

  
Düzeltme:
Burada arzon kelimesi çatı değil eyer anlamına gelir. Yani eyerden sarkan bir gümüş leğendir anlatılmak istenen. 

2- " Her bölüm arasında küçük puntolu harflerle notlar düşülmüş, baskı resimlerle süslenmiş Lane’in Binbir Gece Masallarının üç cildi, "


Asıl Metin: "Los tres volúmenes de Las mil y una noches de Lane con grabados en acero y notas en cuerpo menor entre capítulo y capítulo,"  


Düzeltme:   " Her bölüm arasında" ifadesi  çok estetik olmamış. En acero ifadesi atlanmış.  Süslemek eyleminin nesnesi kitap olduğu halde kulağı tırmalayan bir "süslemiş Lane" ifadesi de pek hoş durmamış çeviride:

Çevirim:  Bölümleri arasına düşülmüş  küçük harfli notları ve çelik gravürleriyle, Lane'in üç ciltlik" Binbir Gece Masalları" 


3-"Boşuna nefes tüketmeyin."

Asıl Metin: "Su catálogo prolijo es del todo vano." 

Düzeltme:  Evet anlamsal olarak büyük bir fark yaratmış değil ama yine de çevirinin olabildiğince asıl metine sadık kalması esastır. 

Çevirim:  Uzun soluklu kataloğunuz tümüyle boşuna..



4- İngiltere ve Amerika, Hitler adında bir Alman diktatöre karşı savaştılar, döngüsel Waterloo savaşı. 

Asıl Metin: Inglaterra y América libraron contra un dictador alemán, que se llamaba Hitler, la cíclica batalla de Waterloo.

Düzeltme : Döngüsel Waterloo savaşının cümlenin sonunda olması yazarın kullanımıyla örtüşmüyor. Burada asıl metinde eylem nesnesini almadan devam etmiş yazar, verilen savaşın ne olduğunu cümlenin sonunda öğreniyoruz ama çevirmen librar fiilini geçişsiz bir fiil gibi kullanmaya çalışmış. Bu fiil  sadece geçişli olarak kullanıldığında  (savaş) "vermek" anlamı verir. Eğer geçişsiz kullanılacak olursa  serbest kalmak anlamına gelir ki o zaman da anlam kaybolur. Çevirmen anlamı bulmuş ama yanlış bir kullanım gerçekleştirmiş. Kullanımı daha iyi anlamak için aşağıdaki link yardımcı olabilir. 
https://www.desdeabajo.info/ediciones/item/26893-es-necesario-librar-una-batalla-contra-el-miedo.html

Çevirim:  İngiltere ve Amerika, Hitler adında  bir Alman diktatöre karşı  döngüsel Waterloo savaşını verdiler. 

16 Kasım 2016 Çarşamba

Bilinmeyen Şaheser (İletişim Yayınları )

Çevirmen Renan Akman:
Yayınevi : İletişim Yayınları

Çevirinin ilk sayfasına kısaca göz attım. Genel olarak gayet düzgün bir çeviri. Kelime seçimlerinde ve kullanımlarında çok ufak da olsa pürüzler var. Örnek olarak aşağıdaki cümleyi şöyle çevirmiş Çevirmen:


(Il existe dans tous les sentiments humains une fleur primitive, engendrée par un noble enthousiasme qui va toujours faiblissant jusqu’à ce que le bonheur ne soit plus qu’un souvenir et la gloire un mensonge. )

Çevirisi: 
Bütün insan duygularında, bir mutluluk anı, şan şöhret yalan olup çıkana kadar azalarak devam eden soylu bir coşkunun doğurduğu narin bir çiçek vardır.

Şimdi cümleyi eleştirelim. Tabii ki yapıcı şekilde olmasına özen göstererek: 

1- Öncelikle bütün ile tüm arasında bir tercih yapmak gerektiğini kabul ediyorum. Şahsım bu cümlede "tüm" kelimesinin kullanımını daha doğru buluyorum. 

2- "mutluluk anı"ifadesindeki "an" kelimesi fazlalık. 

3- Asıl metindeki "hatıra/yadigar" anlamına gelen "souvenir" kelimesi düşmüş. Neden olduğu hakkında fikrim yok. Daha çok unutulmuşa benziyor. 

4- "Yalan olup çıkmak " zorunluluk arzetmedikçe edebiyatta tercih edilmemeli şeklinde düşünüyorum. Halk ağzında yaygın olan bu tip ifadelere ancak zor durumda kalındığında itibar edilmelidir. 

5- "Doğurmak " fiiline hiç bir sözüm yok. Ben kendi çevirimde farklı bir deyim kullandım. Bence hiç fena olmamış burada doğurmak. 

6- Primitive kelimesi iptidai/ilkel manasındadır. Çok eski dönemlere ait olan, az gelişmiş manalarında olabilir. Narin kelimesi uygun olmamış kanaatimce. 

7- Coşkunun azalması yerine coşkunun zayıflaması veya güçten düşmesi daha doğru bir ifade olacaktır. Faiblir kelimesi en başta zayıflamak anlamında kullanılır.

8- Mutluluk anı insan duygularında değil (çevirisinde virgül kullanılmış)  devam eden cümlede belli bir ana işaret etmede geçen bir kelime. Anlatılmak istenenden tamamen sapılmış. 

Ben tüm bu eleştirelerin sonucunda kendi çevirimi oluşturarak sizlere sunuyorum:

Benim Çevirim: 

İnsani duyguların tümünde,  mutluluğun bir hatıraya ve ihtişamın bir yalana dönüştüğü ana dek giderek güçten düşen soylu bir coşku tarafından var edilen  ilkel bir çiçek vardır.

Eleştirileriniz bekliyorum.....

11 Eylül 2016 Pazar

Genç Werther'in Acıları Çevirisi

(Aşağıda Goethe'nin dünyaca ünlü eseri Genç Werther'in Acılarının bir çevirisini veriyorum. Bu çevirinin genel olarak kalitesini tatmin edici bir seviyede bulmadığım için  kendi çeviri denememden bir kesiti beğenilerinize sunuyorum. Hangi çeviri güzel hangisini okuyalım derseniz Can yayınları Nihat Ülner son derece başarılı olmuş derim. Çok tatmin edici hemen hemen kusursuz bir çeviri olmuş görebildiğim kadarı ile..)

İş Bankası Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri 

Çeviri : Mahmure Kahraman
Ne mutluyum, gitmekten! Can dost, insan kalbi ne tuhaf! Öylesine sevdiğim senden hiç ayrılamazken, seni bırakıp da yüreği hoş olmak. Diğer bütün ilişkilerim, benimki gibi bir yüreği korkutmak için, yazgının cilveleri değil miydi? Zavallı Leonore! Yine de ben suçsuzdum. Kızkardeşi kendince çekimiyle gönlümü hoşça eğlendirirken,bu zavallı yürekte bir tutkunun kıvılcımlanması karşısında elimden ne gelirdi! Yine de - salt suçsuz muyum? Ben de onun duygularını beslemedim mi? Bizi hiç gülünçlüğe düşmeden öylesine çok güldüren doğanın o pek sahih anlatımlarıyla kendim gönenmedim mi, ben yapmadım mı - Hey, insan ne ki, kendinden yakınabiliyor!
İstiyorum, sevgili dost, sana söz veriyorum, daha iyi olmak istiyorum, yazgının bize sunduğu bir parça kötülüğü, hep yaptığım gibi, artık geviş getirip durmak istemiyorum; geçmişi
geçmişte bırakmak ve şimdinin tadını çıkarmak istiyorum. Elbette, haklısın, kuzum, - niçin böyle yaratıldıklarını Tanrı bilir - ama insanlar,düşlem güçlerini, umursamaz şimdilerine katlanmaktan çok, geçmiş kötülüklerin anılarını çağrıştırmak için böylesine zorlamasalardı,aralarındaki acılar daha ufak olurdu.
Anneme, işini en iyi biçimde yürüttüğümü ve buna ilişkin haberi ilk fırsatta ulaştıracağımı söylersen, iyi edersin. Teyzemle konuştum ve bizde sözü edilen o kötü karıyı bulmadım onda

 Çevirim:
Gittiğim için nasıl mutluyum. Can dostum, Şu insan kalbi ne acayip bir şey ! Öyle çok sevdiğim , et ve tırnak gibi bir bütün olduğum seni, bırakıp gitmek ve buna rağmen mutlu olmak! Beni bağışlayacağından şüphe etmiyorum. Diğer tüm ilişkilerim, benimki gibi bir kalbe işkence etmesi için kader tarafından özellikle seçilmiş değil miydi? Zavallı Leonore! Ama benim suçum değildi. Kız kardeşinin gözden kaçmayan çekiciliği hoş vakit geçirmemi sağlarken, onun kalbinde bir tutku baş gösterdiyse bu benim suçum mu? Peki, tamamen suçsuz muyum? Duygularını beslemedim mi? Çoğu zaman hiç gülünç olmadıkları halde güldüğümüz , konuşanın tabiatını dile getiren o sözleri işitmekten sevinç duymadım mı? Bunu yapmadım mı? Şu insan hangi cesaretle sürekli kendinden böyle şikayet edip durabiliyor! Sana söz veriyorum , sevgili dostum, daha iyi biri olacağım ve yazgımın önüme çıkardığı bir takım aksilikleri eskiden yaptığım gibi ciddiye alıp onlarla boğuşup durmayacağım; Anın tadını çıkaracağım ve maziyi mazide bırakacağım. Evet kesinlikle haklısın en iyi arkadaşım, İnsanlar, hayalgüçlerini zorlayarak geçmişin olumsuzluklarını hatırlayabilmek için bu kadar gayret gösterecekleri yerde (Neden böyle yaptıklarını yalnızca Allah bilir ! ) içinde yaşadıkları anı katlanılabilir kılmaya çalışsalar acılar onların arasında kendine bu kadar yer bulamazdı.
Anneme işlerini en iyi şekilde devam ettirdiğimi ve ona bu konuda hiç vakit kaybetmeden malumat vereceğimi haber verirsen bana iyilik etmiş olacaksın. Teyzemle görüştüm ve kendisinin bize anlatıldığı gibi şirret bir kadın olmadığını gördüm.

Orjinal Metin: 

Wie froh bin ich, daß ich weg bin! Bester Freund, was ist das Herz des Menschen! Dich zu verlassen, den ich so liebe, von dem ich unzertrennlich war, und froh zu sein! Ich weiß, du verzeihst mir's. Waren nicht meine übrigen Verbindungen recht ausgesucht vom Schicksal, um ein Herz wie das meine zu ängstigen? Die arme Leonore! Und doch war ich unschuldig. Konnt' ich dafür, daß, während die eigensinnigen Reize ihrer Schwester mir eine angenehme Unterhaltung verschafften, daß eine Leidenschaft in dem armen Herzen sich bildete? Und doch – bin ich ganz unschuldig? Hab' ich nicht ihre Empfindungen genährt? Hab' ich mich nicht an den ganz wahren Ausdrücken der Natur, die uns so oft zu lachen machten, so wenig lächerlich sie waren, selbst ergetzt? Hab' ich nicht – o was ist der Mensch, daß er über sich klagen darf! Ich will, lieber Freund, ich verspreche dir's, ich will mich bessern, will nicht mehr ein bißchen Übel, das uns das Schicksal vorlegt, wiederkäuen, wie ich's immer getan habe; ich will das Gegenwärtige genießen, und das Vergangene soll mir vergangen sein. Gewiß, du hast recht, Bester, der Schmerzen wären minder unter den Menschen, wenn sie nicht – Gott weiß, warum sie so gemacht sind! – mit so viel Emsigkeit der Einbildungskraft sich beschäftigten, die Erinnerungen des vergangenen Übels zurückzurufen, eher als eine gleichgültige Gegenwart zu ertragen.

Du bist so gut, meiner Mutter zu sagen, daß ich ihr Geschäft bestens betreiben und ihr ehstens Nachricht davon geben werde. Ich habe meine Tante gesprochen und bei weitem das böse Weib nicht gefunden, das man bei uns aus ihr macht. Sie ist eine muntere, heftige Frau von dem besten Herzen. Ich erklärte ihr meiner Mutter Beschwerden über den zurückgehaltenen Erbschaftsanteil; sie sagte mir ihre Gründe, Ursachen und die Bedingungen, unter welchen sie bereit wäre, alles herauszugeben, und mehr als wir verlangten – kurz, ich mag jetzt nichts davon schreiben, sage meiner Mutter, es werde alles gut gehen. Und ich habe, mein Lieber, wieder bei diesem kleinen Geschäft gefunden, daß Mißverständnisse und Trägheit vielleicht mehr Irrungen in der Welt machen als List und Bosheit. Wenigstens sind die beiden letzteren gewiß seltener.

Übrigens befinde ich mich hier gar wohl. Die Einsamkeit ist meinem Herzen köstlicher Balsam in dieser paradiesischen Gegend, und diese Jahreszeit der Jugend wärmt mit aller Fülle mein oft schauderndes Herz. Jeder Baum, jede Hecke ist ein Strauß von Blüten, und man möchte zum Maienkäfer werden, um in dem Meer von Wohlgerüchen herumschweben und alle seine Nahrung darin finden zu können.

Die Stadt selbst ist unangenehm, dagegen rings umher eine unaussprechliche Schönheit der Natur. Das bewog den verstorbenen Grafen von M., einen Garten auf einem der Hügel anzulegen, die mit der schönsten Mannigfaltigkeit sich kreuzen und die lieblichsten Täler bilden. Der Garten ist einfach, und man fühlt gleich bei dem Eintritte, daß nicht ein wissenschaftlicher Gärtner, sondern ein fühlendes Herz den Plan gezeichnet, das seiner selbst hier genießen wollte. Schon manche Träne hab' ich dem Abgeschiedenen in dem verfallenen Kabinettchen geweint, das sein Lieblingsplätzchen war und auch meines ist. Bald werde ich Herr vom Garten sein; der Gärtner ist mir zugetan, nur seit den paar Tagen, und er wird sich nicht übel dabei befinden.

Am 10. Mai
Eine wunderbare Heiterkeit hat meine ganze Seele eingenommen, gleich den süßen Frühlingsmorgen, die ich mit ganzem Herzen genieße. Ich bin allein und freue mich meines Lebens in dieser Gegend, die für solche Seelen geschaffen ist wie die meine. Ich bin so glücklich, mein Bester, so ganz in dem Gefühle von ruhigem Dasein versunken, daß meine Kunst darunter leidet. Ich könnte jetzt nicht zeichnen, nicht einen Strich, und bin nie ein größerer Maler gewesen als in diesen Augenblicken. Wenn das liebe Tal um mich dampft, und die hohe Sonne an der Oberfläche der undurchdringlichen Finsternis meines Waldes ruht, und nur einzelne Strahlen sich in das innere Heiligtum stehlen, ich dann im hohen Grase am fallenden Bache liege, und näher an der Erde tausend mannigfaltige Gräschen mir merkwürdig werden; wenn ich das Wimmeln der kleinen Welt zwischen Halmen, die unzähligen, unergründlichen Gestalten der Würmchen, der Mückchen näher an meinem Herzen fühle, und fühle die Gegenwart des Allmächtigen, der uns nach seinem Bilde schuf, das Wehen des Alliebenden, der uns in ewiger Wonne schwebend trägt und erhält; mein Freund! Wenn's dann um meine Augen dämmert, und die Welt um mich her und der Himmel ganz in meiner Seele ruhn wie die Gestalt einer Geliebten – dann sehne ich mich oft und denke : ach könntest du das wieder ausdrücken, könntest du dem Papiere das einhauchen, was so voll, so warm in dir lebt, daß es würde der Spiegel deiner Seele, wie deine Seele ist der Spiegel des unendlichen Gottes! – mein Freund – aber ich gehe darüber zugrunde, ich erliege unter der Gewalt der Herrlichkeit dieser Erscheinungen.




Yeşil Kaftan Çevirisinin Eleştirisi


John Buchan Yeşil kaftan Altın Bilek yayınevi
Çevirmen :Selin Çınar
Asıl Metin :
Loos was no picnic, and we had had some ugly bits of scrapping before that, but the worst bit of the campaign I had seen was a tea-party to the show I had been in with Bullivant before the war started.
Çeviri: 
Loos piknik sayılmazdı ve biz öncesinde de birtakım çirkin anlaşmazlıklar yaşamıştık ama gördüğüm en kötü harekât hatırası savaş başlamadan önce Bullivant ile katıldığım çay partisiydi.

Ben bu çeviriyi çok çok kötü buldum. Çevirmen zannediyorum aceleyle dikkatsiz şekilde çevirmiş. Ya da cümleyi ciddi anlamda kavrayamamış. izah edeyim:

Loos burada bir savaşın adı.bir piknik değildi maalesef yetersiz bir çeviri. Evet asıl metin böyle diye böyle çevirecek olursak okuyucunun hayal dünyasında yeterince aydınlık bir tasvir oluşturamazsınız. Burada piknik yerine çocuk oyuncağı veya keyfimizi bozmaktan uzak bir yer benzeri kelimeler tercih edilmeliydi. Ben şahsen ateş çemberiydi gibi bir çeviriyi tercih ederdim. İkinci olarak tea-party burada gerçek anlamda çay partisi değildir.Bunu cümleden anlamak hiç de zor değil açıkçası. Burada Bullivant ile katıldığı gösteri ile kıyaslandığında kendisinin o güne dek görmüş olduğu  en kötü savaş hatırasının çok basit bir çay partisi gibi kaldığını anlatmaya çalışmıştır yazar. Zannediyorum kötü çeviri olarak değil yanlış çeviri olarak ele almamız gereken bir durum ortaya çıkmış. Genel olarak çeviri fena değil ama teslim edelim.

Silas Marner Çevirisinin Eleştirisi


Silas Marner (Raveloe Dokumacısı ) Can yayınları. Cem Alpan çevirisini 5 6 sayfa kadar okudum. İlk 6 sayfada 27 28 kadar hatalı cümle buldum. Bu hatalardan 10 12 kadarı kötü kelime seçimi iken diğerleri tamamen yanlış cümle kurma ve eksik/fazla çeviri tarzında hatalardı.
Örnek olarak bir tanesini vermekle yetineceğim şimdilik.
Sayfa 15.
" A shadowy conception of power that by much persuasion can be induced to refrain from inflicting harm, is the shape most easily taken by the sense of the Invisible in the minds of men who have always been pressed close by primitive wants, and to whom a life of hard toil has never been illuminated by any enthusiastic religious faith"
.
Çevirisi:
.... Kötülükten uzak durulması için epey ikna edilmeyi gerektirdiğinden, şüpheli bir hal alan güç kavramı, her zaman ilkel ihtiyaçların ağır baskısı altında olmuştur, o nedenle, güçlüklerle dolu hayatları asla coşkulu bir dini inançla aydınlanmamış insanların zihinlerinde, en kolay şekilde Görünmez olanın biçimin alır........

Bu cümleyi izninizle eleştireceğim şimdi:

1- epey ikna edilmeyi gerektirdiğinden ?? Epey ikna edilmek türkçeye ne kadar sığar ? Sadece vurguladım. Gerisini arif olan anlar.
2- "baskısı altında olmuştur" 'dan  sonra virgül mü gelir? Cümle o nedenle diye devam edemez virgülden sonra. Benim bildiğim kadarıyla türkçede böyle bir kullanım yok.
Bu tip kullanımlar bazen çevirinin aslına sadık kalmak isteyen çevirmenler tercih edilir ama böyle rahatlıkla çevrilebilecek bir cümle içinde bu doğru olmamış.
3- Orjinal metinde"kötülükten uzak durulması" için değil  durması için diyor. Cümle sanki hiç redakte edilmemiş.
4-En kötüsü ise, "her zaman ilkel ihtiyaçların baskısı altında olmuştur" şeklinde açıklanan şey burda güç kavramı değil. Metnin orjinaline bakarsanız kolayca bu baskının altında olanın "köylü " olduğu göze batar.
5. Shadowy conception kısmında shadowy kelimesinin çevirirken neden bir oluş dönüşme manası veren ' bir hal alan'  ibaresi kullanılmış anlam veremedim. An itibarı ile yazar bunun muğlak ve belirsizliklerle dolu anlamıyla kullandığı halde..

Şimdi tek bir cümlede 4 hata bulabiliyorsam, çevirinin baştan sona gözden geçirilmesinde fayda olacaktır gibi geliyor bana. Bence yayınevleri önce, mevcut çevirilerini mükemmele yaklaştırmalılar.

Katip Bartleby Çevirisi Eleştirisi

Herman Melville Katip Bartleby
İletişim Yayınları Çeviren Murat Belge
Çeviri: 
At one end they looked upon the white wall of the interior of a spacious sky-light shaft, penetrating the building from top to bottom)
Çevirisi :
Dairenin bir ucu aydınlık tarafında (epey geniş tutulmuştu), beyaz bir duvara bakıyordu. Aydınlık, tabii bina boyunca yükseliyor.
Eleştirisi:
Dikkat ederseniz ışık şaftı boşluğu kavramı yerine kullanılan herhangi bir kelime yok çeviride. 
Ayrıca aydınlık değil şaft/boşluk yükseliyor bina boyunca.
'Geniş tutulmuş' diye anlatılan şey şaft boşluğu olduğu halde cevirmen dairenin bir ucunu kastetmiş.
Tabii diye bir kelimeye karşılık gelen tek bir kelime yok asıl metinde.
Benim Çevirim:
 ofislerimin (bulunduğu binanın ) bir yanından bakınca yukarıdan aşağıya boylu boyunca geçen geniş hacimli bir ışık şaftı boşluğunun iç kısmındaki  beyaz duvarları görebiliyorsunuz.

İtalya Seyahati Çevirisinin Kısmi Eleştirisi


İletişim Yayınları: İtalya Seyahati ( Yazar: W.Von Goethe ) 
Çevirmen: Gürsel AYTAÇ 

Asıl metinle karşılaştırdığım bu kısa parçanın çevirisinde beş noktada sorun tespit ettim. Çevirmenin ve yayınevinin hoşgörüsüne sığınarak bunları sizlerle paylaşıyorum. Bu tespitlerimde hata etmişsem lütfen bana iletin. Çok memnun olurum.

1- “. Bir zamanlar başka insanlardan daha kurnaz olan din adamlarının muazzam gayrımenkulleri..” cümlesinde ana metinde “ die früher als andere Menschen klug waren.” ile bu din adamlarının diğer insanlardan daha önce davrandıkları onlar uyanmadan hamutuyla götürdüklerinden bahsediyor. Ben cümleyi böyle anladım. Tartışılabilir.

2- “ Ayrıştırılmış arduvaz “ iyi bir çeviri olmamış. Burada “ aufgelöste Tonschiefer ” daha doğru çevirmemiz gerekirse ayrışmış/dağılmış killi arduvaz “ olarak verilmelidir kanaatimce.

3- “Bölge, Tirschenreuth’a kadar yükselmeye devam ediyor.” Cümlesi hiç de kötü değil ama hem metne daha iyi uyması hem de Türkçemizdeki kullanıma bir santim daha da yaklaşmak açısından burada arazi kelimesini kullanmak daha doğru olacaktır. Bölge hiç fena değil ama.

4- “Sular insanın karşısına akıyor” kelimesi kelimesine (mot-a-mot ) çeviri oluyor. Burada bence “ sular bakış yönünüzün zıttına/tersine akıyor” çevirinin ruhunu yakalayacaktır. 

5- En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum. “Mir gibt es sehr schnell einen Begriff von jeder Gegend, wenn ich bei dem kleinsten Wasser forsche, wohin es läuft, zu welcher Flußregion es gehört” 

Bu cümlede eksiklik söz konusu. Şöyle denilse tam olacaktır:

“En ufak bir dereciğin nereye aktığını , hangi akış bölgesine ait olduğunu araştırdığımda, herhangi bir bölge hakkında çabucak bir fikir sahibi oluyorum. ”

Çeviri: 
Erkenden, saat üçte Karlsbad’dan gizlice kaçtım, çünkü aksi halde beni bırakmazlardı. Doğum günüm 28 Ağustos’u çok nazik biçimde kutlamak isteyen insanların beni burada tutmaya bu nedenle hakkı vardı; yoksa burada daha fazla durulmazdı.Tek başıma, yanıma yalnız bir palto, bavul ve porsuk derisi bir sırt çantası alarak, kendimi bir posta arabasına atıp saat yedi buçukta güzel, sessiz, sisli bir sabah vakti Zwota’ya ulaştım. Yukarıdaki bulutlar ince uzun ve pamuksu, aşağıdakiler yoğundu. Bu bana iyi bir işaret gibi geldi. Ümidim, böyle berbat bir yazdan sonra iyi bir sonbaharın tadını çıkarmaktı. Saat on ikide, sıcak güneşli bir havada Eger’deydim ve şimdi aklıma geldi ki bu yerin yüksekliği, benim atalarımın şehriyle aynıdır. Bir kez daha güneşli bir havada ellinci enlemde öğlen yemeğine oturacağımı düşünerek sevindim.
Bavyera’da insanın karşısına hemen Waldassen Manastırı çıkıyor. Bir zamanlar başka insanlardan daha kurnaz olan din adamlarının muazzam gayrımenkulleri. Bu, çukurda demeyelim ama bir düzlükte, etrafı sevimli yumuşak tepelerle çevrili güzel bir çayırlıkta bulunuyor. Bu manastırın memleketin dört bir yanında da mülkleri var. Zemin, ayrıştırılmış arduaz. Bu tür dağlık arazide bulunan ve dağılmadığı gibi ayrışmayan kuvars, bölgeyi yumuşak ve oldukça verimli kılıyor. Bölge, Tirschenreuth’a kadar yükselmeye devam ediyor. Sular insanın karşısına,
Eger’e ve Elbe’ye doğru akıyor. Tirschenreuth’dan itibaren artık güneye iniliyor ve sular Tuna’ya akıyor. En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum.

Orijinal Metin: 
Früh drei Uhr stahl ich mich aus Karlsbad, weil man mich sonst nicht fortgelassen hätte. Die Gesellschaft, die den achtundzwanzigsten August, meinen Geburtstag, auf eine sehr freundliche Weise feiern mochte, erwarb sich wohl dadurch ein Recht, mich festzuhalten; allein hier war nicht länger zu säumen. Ich warf mich ganz allein, nur einen Mantelsack und Dachsranzen aufpackend, in eine Postchaise und gelangte halb acht Uhr nach Zwota, an einem schönen stillen Nebelmorgen. Die obern Wolken streifig und wollig, die untern schwer. Mir schienen das gute Anzeichen. Ich hoffte, nach einem so schlimmen Sommer einen guten Herbst zu genießen. Um zwölf in Eger, bei heißem Sonnenschein; und nun erinnerte ich mich, daß dieser Ort dieselbe Polhöhe habe wie meine Vaterstadt, und ich freute mich, wieder einmal bei klarem Himmel unter dem funfzigsten Grade zu Mittag zu essen. In Bayern stößt einem sogleich das Stift Waldsassen entgegen—köstliche Besitztümer der geistlichen Herren, die früher als andere Menschen klug waren. Es liegt in einer Teller-, um nicht zu sagen Kesseltiefe, in einem schönen Wiesengrunde, rings von fruchtbaren sanften Anhöhen umgeben. Auch hat dieses Kloster im Lande weit umher Besitzungen. Der Boden ist aufgelöster Tonschiefer. Der Quarz, der sich in dieser Gebirgsart befindet und sich nicht auflöst, noch verwittert, macht das Feld locker und durchaus fruchtbar. Bis gegen Tirschenreuth steigt das Land noch. Die Wasser fließen einem entgegen, nach der Eger und Elbe zu. Von Tirschenreuth an fällt es nun südwärts ab, und die Wasser laufen nach der Donau. Mir gibt es sehr schnell einen Begriff von jeder Gegend, wenn ich bei dem kleinsten Wasser forsche, wohin es läuft, zu welcher Flußregion es gehörtve Elbe’ye doğru akıyor. Tirschenreuth’dan itibaren artık güneye iniliyor ve sular Tuna’ya akıyor. En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum.