İletişim Yayınları: İtalya Seyahati ( Yazar: W.Von Goethe )
Çevirmen: Gürsel AYTAÇ
Asıl metinle karşılaştırdığım bu kısa parçanın çevirisinde beş noktada sorun tespit ettim. Çevirmenin ve yayınevinin hoşgörüsüne sığınarak bunları sizlerle paylaşıyorum. Bu tespitlerimde hata etmişsem lütfen bana iletin. Çok memnun olurum.
1- “. Bir zamanlar başka insanlardan daha kurnaz olan din adamlarının muazzam gayrımenkulleri..” cümlesinde ana metinde “ die früher als andere Menschen klug waren.” ile bu din adamlarının diğer insanlardan daha önce davrandıkları onlar uyanmadan hamutuyla götürdüklerinden bahsediyor. Ben cümleyi böyle anladım. Tartışılabilir.
2- “ Ayrıştırılmış arduvaz “ iyi bir çeviri olmamış. Burada “ aufgelöste Tonschiefer ” daha doğru çevirmemiz gerekirse ayrışmış/dağılmış killi arduvaz “ olarak verilmelidir kanaatimce.
3- “Bölge, Tirschenreuth’a kadar yükselmeye devam ediyor.” Cümlesi hiç de kötü değil ama hem metne daha iyi uyması hem de Türkçemizdeki kullanıma bir santim daha da yaklaşmak açısından burada arazi kelimesini kullanmak daha doğru olacaktır. Bölge hiç fena değil ama.
4- “Sular insanın karşısına akıyor” kelimesi kelimesine (mot-a-mot ) çeviri oluyor. Burada bence “ sular bakış yönünüzün zıttına/tersine akıyor” çevirinin ruhunu yakalayacaktır.
5- En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum. “Mir gibt es sehr schnell einen Begriff von jeder Gegend, wenn ich bei dem kleinsten Wasser forsche, wohin es läuft, zu welcher Flußregion es gehört”
Bu cümlede eksiklik söz konusu. Şöyle denilse tam olacaktır:
“En ufak bir dereciğin nereye aktığını , hangi akış bölgesine ait olduğunu araştırdığımda, herhangi bir bölge hakkında çabucak bir fikir sahibi oluyorum. ”
Çeviri:
Erkenden, saat üçte Karlsbad’dan gizlice kaçtım, çünkü aksi halde beni bırakmazlardı. Doğum günüm 28 Ağustos’u çok nazik biçimde kutlamak isteyen insanların beni burada tutmaya bu nedenle hakkı vardı; yoksa burada daha fazla durulmazdı.Tek başıma, yanıma yalnız bir palto, bavul ve porsuk derisi bir sırt çantası alarak, kendimi bir posta arabasına atıp saat yedi buçukta güzel, sessiz, sisli bir sabah vakti Zwota’ya ulaştım. Yukarıdaki bulutlar ince uzun ve pamuksu, aşağıdakiler yoğundu. Bu bana iyi bir işaret gibi geldi. Ümidim, böyle berbat bir yazdan sonra iyi bir sonbaharın tadını çıkarmaktı. Saat on ikide, sıcak güneşli bir havada Eger’deydim ve şimdi aklıma geldi ki bu yerin yüksekliği, benim atalarımın şehriyle aynıdır. Bir kez daha güneşli bir havada ellinci enlemde öğlen yemeğine oturacağımı düşünerek sevindim.
Bavyera’da insanın karşısına hemen Waldassen Manastırı çıkıyor. Bir zamanlar başka insanlardan daha kurnaz olan din adamlarının muazzam gayrımenkulleri. Bu, çukurda demeyelim ama bir düzlükte, etrafı sevimli yumuşak tepelerle çevrili güzel bir çayırlıkta bulunuyor. Bu manastırın memleketin dört bir yanında da mülkleri var. Zemin, ayrıştırılmış arduaz. Bu tür dağlık arazide bulunan ve dağılmadığı gibi ayrışmayan kuvars, bölgeyi yumuşak ve oldukça verimli kılıyor. Bölge, Tirschenreuth’a kadar yükselmeye devam ediyor. Sular insanın karşısına,
Eger’e ve Elbe’ye doğru akıyor. Tirschenreuth’dan itibaren artık güneye iniliyor ve sular Tuna’ya akıyor. En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum.
Orijinal Metin:
Früh drei Uhr stahl ich mich aus Karlsbad, weil man mich sonst nicht fortgelassen hätte. Die Gesellschaft, die den achtundzwanzigsten August, meinen Geburtstag, auf eine sehr freundliche Weise feiern mochte, erwarb sich wohl dadurch ein Recht, mich festzuhalten; allein hier war nicht länger zu säumen. Ich warf mich ganz allein, nur einen Mantelsack und Dachsranzen aufpackend, in eine Postchaise und gelangte halb acht Uhr nach Zwota, an einem schönen stillen Nebelmorgen. Die obern Wolken streifig und wollig, die untern schwer. Mir schienen das gute Anzeichen. Ich hoffte, nach einem so schlimmen Sommer einen guten Herbst zu genießen. Um zwölf in Eger, bei heißem Sonnenschein; und nun erinnerte ich mich, daß dieser Ort dieselbe Polhöhe habe wie meine Vaterstadt, und ich freute mich, wieder einmal bei klarem Himmel unter dem funfzigsten Grade zu Mittag zu essen. In Bayern stößt einem sogleich das Stift Waldsassen entgegen—köstliche Besitztümer der geistlichen Herren, die früher als andere Menschen klug waren. Es liegt in einer Teller-, um nicht zu sagen Kesseltiefe, in einem schönen Wiesengrunde, rings von fruchtbaren sanften Anhöhen umgeben. Auch hat dieses Kloster im Lande weit umher Besitzungen. Der Boden ist aufgelöster Tonschiefer. Der Quarz, der sich in dieser Gebirgsart befindet und sich nicht auflöst, noch verwittert, macht das Feld locker und durchaus fruchtbar. Bis gegen Tirschenreuth steigt das Land noch. Die Wasser fließen einem entgegen, nach der Eger und Elbe zu. Von Tirschenreuth an fällt es nun südwärts ab, und die Wasser laufen nach der Donau. Mir gibt es sehr schnell einen Begriff von jeder Gegend, wenn ich bei dem kleinsten Wasser forsche, wohin es läuft, zu welcher Flußregion es gehörtve Elbe’ye doğru akıyor. Tirschenreuth’dan itibaren artık güneye iniliyor ve sular Tuna’ya akıyor. En küçük akıntıyı inceledim mi nereye doğru aktığını, hangi nehir bölgesine ait olduğunu çabucak anlıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder